erken yaşta okuma yazma öğrenme zararları
Erkenyaşta evlenenlerin erken yaşta doğum yapmalarının anne ve bebek sağlığını olumsuz etkilediği bildirildi. Araştırmaya katılan kadınların yüzde 87'sinin okuma yazma
ErkenÇocukluk Döneminde Hikaye Kitabı Seçimi Suna Hanöz Erken çocukluk gelişimine dair bütün araştırmalar gelişimin ilk yıllarında öğrenmenin en yüksek seviyelerde gerçekleştiğini ve genç yaşta kazandırılan alışkanlıkların bir ömür boyu onlarla kalacağından bahsediyor. Bu nedenle, çocuğun ilk yılları, kitaplarla tanıştırılmak için mükemmel bir zaman
Genellikleerken okur yazarlık kavramı aileler ve zaman zaman okul öncesi öğretmenleri tarafından yanlış anlaşılarak erken yaşta okumayı ve yazmayı öğrenme ya da öğretme olarak algılanabilmekte ve yapılan yanlış uygulamalar kötü sonuçlar doğurabilmektedir.
Disleksiokuma ve yazma becerilerini etkilemenin yanında genel olarak beyindeki bilgi işleme süreçlerini etkileyen bir durumdur. Bu yüzden disleksili kişiler duyduklarını ve gördüklerini anlayıp yorumlamada, hatırlama sorun yaşayabilirler. Öğrenme güçlüğü hastalığı olan kişiler aynı zamanda işlerini organize etmede ve
ÖğrenmeGüçlüğünün Erken Göstergeleri. Okula Uyum Sürecinde Okuma Yazma Güçlükleri 2. Okula Uyum Sürecinde Okuma Yazma Güçlükleri 3.
Site De Rencontre Gratuit Pays Bas. Okuma Yazma Öğrenmenin İdeal Yaşı Kaçtır? Bu makalede çocuklar okumayı ne zaman öğrenmeli, ideal öğrenim yaşı kaçtır, erken öğrenimin zararları ve yararları üzerinde durulacaktır. Öğretmenlerin hepsinin çok iyi bildiği gibi, erken bir yaşta örneğin okuma gibi akademik bir beceriyi çocukların kazanması için ısrarlı olduklarında ana babalar çocuklarını acele ettirirler gerçekten de şimdi bazı programlar ana babaların çocuklarına 4-5 yaşındayken öğretebileceklerini vadetmektedir. Ana babanın uyguladığı bu baskı ana babanın arzularını yansıtmaktadır, yoksa çocuğun gereksinimlerini ya da eğilimlerini değil. Bazı çocukların erken okumaya eğilimleri olmasına, kitap peşinde koşup yetişkinlerin bunları kendilerine okumalarını istemelerine karşın, bu çocuklar okumayı pek sıkıntı çıkarmadan kendi kendilerine öğrenirler; ancak bunlar azınlıktır. Çocuklar Okumayı Ne Zaman Öğrenmeli Anaokuluna girişte 100 çocuktan sadece 1-3’ünün yeterli olarak 2. sınıf düzeyinde okuduğu tahmin edilmektedir. Bazı insanların iddia ettiği gibi eğer okumayı öğrenmek konuşmayı öğrenmek kadar kolay olsaydı daha birçok kişi okumayı kendi kendine öğrenebilirdi. Çocukların çevrelerinde bol miktarda yazılı malzeme olmasına karşın kendi kendilerine okumayı öğrenememeleri gerçeği, okumanın kendiliğinden veya basit bir beceri olmadığını akla getirmektedir. Diğer taraftan, çocukların büyük bir kısmı eğer çok acele ettirilmezse okumayı rahatlıkla öğrenmektedir. Okumada Güçlük Nasıl Atlatılır Okuma için gereken zihinsel yeteneklere sahip olmadan okuma göreviyle karşılaşan çocuklar uzun dönemli öğrenme güçlükleri geliştirebilirler. Örneğin, bir lisede sonbaharda doğan Eylül, Ekim, Kasım ve Aralık ve anaokuluna 5 yaşını doldurmadan giren çocuklarla, baharda veya yazın doğan Nisan, Mayıs, Haziran, Temmuz ve okula 5 yaşını doldurduktan sonra giren çocukların notlarını karşılaştırdık. Beş yaşından sonra okula başlayan özellikle erkek çocuklar daha avantajlı durumdaydı. Çocukların zihinsel olarak zorlanması gerekir, ancak bu zorlanma yapıcı olmalıdır, çocuğun zekasını geriletici olmamalıdır. Bir ergene onun için aritmetik hâlâ bir sorunken cebir öğrenmesi için baskı yapmak gibi, çocuğu okumayı erken öğrenmesi için zorlamak bu işe zihinsel olarak hazır olmayan genç insan için yıkıcı bir deneyim olur. Okullar Fabrika Mantığından Uzaklaşmalıdır Günümüzde okullar çocukları acele ettirmektedir, çünkü müdürlerin üzerinde daha iyi “ürünler” vermeleri için baskı vardır. Bu baskı yöneticilerin çocuklara her sınıf düzeyinde fabrikadaki biraz daha dolacak boş şişeler gibi davranmalarına yol açmaktadır. Şişeler yeterince dolmazsa yönetim, işçi kendi şişelerini doldurmaktan sorumlu öğretmen ve kalite kontrolü bilginin geçerli olduğu ve şişenin hatalı olmadığından emin olma üzerinde baskı uygular. Bu fabrika yaklaşımı okulların çocukları acele ettirmelerine neden olur, çünkü zihinsel yeteneklerdeki ve öğrenme hızındaki bireysel farklılıkları gözardı etmektedir. Bu sisteme ayak uyduramayan çocuk, geçici bir süre için de olsa hatalı bir şişe olarak kabul edilmekte ve “öğrenme özürlü” veya “minimal düzeyde beyin hasarlı” ya da “hiperaktif” olarak etiketlenmektedir. Okullarımızın fabrika mantığı, makine ile puanlanan grup testleriyle diğer başka hiçbir etmenle olmadığı biçimde pekiştirilmektedir. Sorun Nasıl Düzelir Ana babalar ve okul yönetim kurulları okullara ve çocukların başarılarına ilişkin tatminsizliklerini daha yüksek sesle ifade ettikçe, son on yıl içerisinde bu tür test uygulamalarına olan bağımlılık önemli oranda artmıştır. Suç kimde olursa olsun, ister televizyonda ister tek ana babalı evlerde, ister çalışan annelerde, ister otoritenin azalmasında olsun, akademik başarı düşmektedir ve bu durumu düzeltme çabaları büyük oranda test uygulamalarına ve öğretmenlerin sorumluluğuna dayanmaktadır. Bu sistemdeki sorun, çocukları çok fazla hızlandırmak ve onları tek bir kalıba girmeye zorlamaktır. Çocuklar, öğretmenlerin ve yöneticilerin yararına iyi yetişmek için baskı altına alınmaktadırlar.
Yabancı dil öğrenmek için en ideal yaş nedir? Çocuklara küçükken yabancı dil öğretmek doğru mu? Erken yaşta yabancı dil öğrenmenin faydaları ve zararları nelerdir? Küçük çocukların yabancı dil öğrenmeye daha yatkın olduğu ve daha kolay öğrendikleri görüşü oldukça yaygın. Ama veriler böyle demiyor. Bilimsel araştırmalar, insanın dil ile ilişkisinin ömür boyunca nasıl geliştiği konusunda karmaşık açıklamalar sunuyor. Veriler, daha ileri yaşlarda yabancı dil öğrenmeye başlayanların daha avantajlı olabileceğini gösteriyor. Hayatın farklı dönemlerinde dil öğrenmenin farklı avantajları var. Bebekken kulaklarımız seslere karşı daha duyarlıdır. 1-3 yaş arası çocuklar farklı aksanları hızla öğrenip taklit eder. Yetişkinlerin ise konsantre olma süreleri daha uzun olduğu gibi, okuma yazma buy weight loss gibi becerilere sahip olmak sadece yabancı dilde değil anadilimizde de kelime haznesini sürekli genişletme olanağı verir. Yaşın yanı sıra sosyal durum, öğrenme yöntemleri, hatta dostluk ve arkadaşlık gibi etkenler kaç yabancı dil konuştuğumuzu ve ne kadar iyi konuştuğumuzu etkiler. Edinburgh Üniversitesi’nde İkidillilik Merkezi yöneticisi gelişimsel dilbilimi profesörü Antonella Sorace’a göre, “Yaşla birlikte her şey kötüye gitmiyor” Sınıfta bir öğretmenin kuralları açıkladığı “bariz öğrenme” yönteminde, konsantrasyon ve hafıza kapasitesi ile bilişsel kontrol becerileri sınırlı olduğundan küçük çocuklar dil öğrenmede başarı gösteremez. “Bu konuda yetişkinler çok daha iyidir. Yani yaş ilerledikçe bu özellik de gelişir” diyor Sorace. İsrail’de yapılan bir araştırmada, yapay bir dil kuralını anlama ve bunu laboratuvar ortamında yeni kelimelere uygulama bakımından farklı yaş gruplarının performansı gözlendi. Genç yetişkinler olarak adlandırılan 14-21 yaş grubundakilerin, 12 yaşındakilerden oluşan gruptan çok daha iyi performans gösterdiği, 12 yaşındakilerin de 8 yaş grubundan daha yüksek puan aldığı görüldü. İngilizce öğrenen 2000 Katalan-İspanyol öğrencisi ile yapılan araştırmada da benzer sonuca varılmış, yabancı dil öğrenmeye daha ileri yaşlarda başlayanların daha genç yaşta başlayanlara kıyasla daha hızlı öğrendiği görülmüştü. Araştırmacılar, daha ileri yaşta olan öğrencilerin, olgunlaşma ile gelen daha ileri düzeyde problem çözme stratejileri gibi becerilerden ve dil konusunda daha yüksek düzeyde tecrübe sahibi olmanın getirdiği avantajlardan yararlandığı sonucuna vardı. Yani daha ileri yaşta olanlar hem kendileri hem de dünya hakkında daha fazla bilgi sahibi olduğu için, yeni öğrendiklerini bu bilgiyle daha kolay işleme koyabilir, yerli yerine oturtabilir. Küçük çocuklar ise “örtülü öğrenme” konusunda çok iyidir. Yani yabancı dili konuşan kişiyi dinleyip taklit ederek öğrenirler. Ama bu öğrenme tarzı o dili konuşan kişi ile çok zaman geçirmeyi gerektirir. 2016’da İkidillilik Merkezi, Çin’in kuzeyinde konuşulan Mandarin dilinin İskoçya’daki ilkokullarda öğretilmesi konusunda İskoç hükümetine bir iç rapor hazırlamıştı. Haftada bir saatlik bir dersin beş yaşındaki çocuklar için pek fark yaratmadığı ifade ediliyordu. Ama o dili konuşan bir öğretmenle iki saatlik dersler, çocukların Mandarin dilinin temel taşlarını kavramasına yardımcı olabiliyordu. Bunlar arasında, yetişkinlerin zorlandığı tonlama gibi unsurlar da vardı. Hepimiz doğal bir dil uzmanı gibi başlarız hayata. Dünyada konuşulan dilleri meydana getiren 600 sessiz harfi ve 200 sesli harfi işitiriz bebeklikte. Birinci yaşımıza bastığımızda beynimiz en sık duyduğumuz sesler konusunda uzmanlaşmaya, anadilimizde bir şeyler mırıldanmaya başlarız. Yeni doğan bebekler bile belli bir aksanla ağlar, anne karnındayken duydukları sesleri taklit eder. Dilde uzmanlaşma, ihtiyacımız olmayan becerileri terk etmemize de neden olur. Japon bebekler l’ sesi ile r’ sesini kolayca ayırabilir. Oysa yetişkin Japonlar bunda zorlanır. Yaşamımızın ilk yılları anadili öğrenme bakımından büyük önem taşır. Terk edilmiş veya izole tutulmuş çocuklar üzerinde yapılan araştırmalar, konuşmayı erken yaşta öğrenmediğimiz takdirde bu boşluğun ileri yaşlarda kolaylıkla doldurulamayacağını gösteriyor. Ancak yabancı bir dil öğrenme bakımından aynı durum söz konusu değil. York Üniversitesi’nden psiko-linguist Danijela Trenkic’e göre, “yaşın birçok başka etkenle birlikte etkili olduğunu anlamak gerekir”. Çocukların yaşamı yetişkinlerden tamamen farklıdır. Bu yüzden çocuklarla yetişkinlerin dil becerilerini kıyaslarken “iki aynı türü kıyaslamıyoruz aslında”. Trenkic başka bir ülkeye taşınan aile örneği veriyor. Bu durumda çocuklar yeni dili ebeveynlerden çok daha hızlı öğrenir. Bunun nedeni, okulda sürekli bu dili dinliyor olmaları olabilir. Ayrıca çocuklar arkadaş edinme, toplulukta kabul görme yoluyla sosyal olarak varlıklarını sürdürme bakımından dil öğrenmeyi daha büyük bir öncelik olarak görür. Oysa ebeveynler kendileri ile aynı dili konuşan diğer göçmenlerle sosyalleşme ihtiyacını giderebilir. Trenkic’e göre, “duygusal bağ oluşturmak dil öğrenmede önemlidir”. Yetişkinler de duygusal bağ kurabilir ve bu yalnızca o ülkenin dilini anadili olarak konuşan birileriyle arkadaşlık etmek şeklinde olmayabilir. 2013’te İtalyanca öğrenmeye çalışan Britanyalı yetişkinleri inceleyen bir araştırmada, diğer öğrenciler ve öğretmenle bağ kurmanın öğrenmekte güçlük çekenler açısından yararlı olduğu görüldü. “Sizin gibi düşünen insanlarla bağ kurduğunuzda dili öğrenmek için daha fazla çaba gösterirsiniz” diyor Trenkic. “Bu çok önemli. Dili öğrenmek için yıllar harcamanız gerekir. Bunu yaparken sosyal bir motivasyon yoksa, çabayı sürdürmek oldukça zordur.” Massachusetts Teknoloji Enstitiüsü MIT bu yıl internet üzerinden 670 bin kişi ile bir anket yaptı. Bir İngiliz gibi İngilizce gramer bilgisine sahip olmak için İngilizce öğrenimine 10 yaş civarında başlamanın en iyi sonuç verdiği görüldü. Daha ileri bir yaşta bu beceri azalıyordu. Ancak zaman içinde kendi dilimiz de dahil yabancı dillerde iyileşme halinin devam ettiği de görüldü. Örneğin, kendi anadilimizin dil bilgisi kurallarını ancak 30 yaş civarında tümüyle öğrenmiş oluruz. Başka bir araştırmada ise orta yaşa kadar anadilimizde her gün yeni bir kelime öğrendiğimiz görüldü. “İnsanlar bazen yabancı dil öğrenmenin en büyük avantajı nedir diye soruyor. Daha fazla para mı kazanacağım? Daha zeki veya daha sağlıklı mı olacağım? Ama aslında yabancı dil bilmenin en büyük avantajı daha fazla insanla iletişim kurabilmektir” diyor Trenkic. Trenkic aslen Sırbistanlı. İngilizceyi 20’li yaşlarda İngiltere’ye yerleştikten sonra akıcı halde konuşmaya başlamış. Özellikle yorgun ve stresli olduğu anlarda hala gramatik hatalar yaptığını söylüyor. “Ama her şeye rağmen, önemli olan şu ki İngilizce ile muhteşem şeyler yapabiliyorum. En iyi edebi eserleri okumanın zevkine varabiliyor, yayınlanabilir nitelikte yazılar yazabiliyorum.”
Çocuklarda erken gelişen okuma ve sayma becerisinin Hiperleksi’ habercisi olabileceği ilgili bilgiler veren Fizyotem Tıp Merkezi Psikolojik Danışma Birimi Psikoloğu Yrd. Doç. Dr. Mesud Yalçın Güzel, 5 yaşından önce okumayı öğrenen ve sayı saymayı beceren çocukların Hiperleksi’ hastası olma riski taşıdığını söyledi.Hiperleksi’nin erken gelişen okuma becerisi ve bunun yanında dil problemleri, öğrenme ve sosyalleşme yeteneğinde sorunları olan çocuklara verilen genel bir ad olduğunu kaydeden Güzel “Bu tip çocuklar çeşitli şikayetlerle kliniklere ve danışma merkezlerine geldiklerinde genelde otizm, asperger davranış bozuklukları ile karıştırılır. Hatta bu çocuklar arasında üstün yetenekli çocuklar bile bulunmaktadır. Erken okuma yeteneği genelde görsel öğrenme tarzındadır. Başlangıçta okuduklarını anlamadıkları halde anlamanın daha sonra oluştuğu eğitim almadan 5 yaşından önce okumayı öğrenebilirler fakat dilde ve sosyal ilişkilerde güçlükleri vardır. Bu çocuklar cümle içindeki yapısal ve anlamaya ilişkin ipuçlarını yakalamakta güçlük yaşarlar” olan çocukların bazı ipuçları ile kendilerini ele verdiğini kaydeden Güzel “En başta okumaya erken başlarlar. 3 yaşında okumayı kelimeler çok dikkatini çeker. Televizyondaki Çarkıfelek veya kelime bulma tipi yarışma programlarındaki kelimeleri anında öğrenir başka zaman aynı kelimeyi okurlar. Ebeveynlerini ve babası onu üstün zekalı zannederler. Dil öğrenme bozuklukları baş gösterir. İlk konuşmaları Ekolali’ şeklinde yansıtmalıdır. Harflere, sayılara ve şarkı sözlerine karşı iyi bir işitsel hafızaları olduğu gibi iyi bir görsel hafızaları da kelimeleri anlamaları cümleyi anlamalarına göre daha iyidir Tekrarlayıcı ve kendilerine has kelime ve cümlecikler kullanırlar. Konuşması normal bile olsa konuşmayı başlatma ve sürdürmede sorunları vardır. Sosyalleşmede yaşanan problemler ise gruba uyumda zorlanma, yaşıtlarıyla arkadaşlık kuramama, yüksek sesli makinelere karşı gelişme oldukça bu davranış gecikmeleri de azalmaktadır. Bu çocukların bir kısmı ilk başlarda otistik bozukluğa benzer davranışlar gösterebilir, ritüalistik tekrarlanan davranışlarda bulunurlar. Aşırı ısrar, bir duygusal durumdan diğerine geçiş de zorlanmalar, öfke nöbetleri gibi” ifadelerini kullandı.“HİPERLEKSİLİ ÇOCUKLAR ÇOĞUNLUKLA ERKEKTİR”Yrd. Doç. Dr. Mesud Yalçın Güzel, Hiperleksili çocukların çoğunlukla erkeklerden oluştuğuna dikkat çekerek “Davranışsal ve sosyal anormallikleri vardır. Dili anlamada iletişim sorunu yaşarlar. 5 yaşından önce okurlar ve kelimeler karşısında büyülenmiş gibi bir davranış hiperleksik çocuklar kelimeleri bütün olarak tanır. Bazı hiperleksik çocuklar kelimeyi daha önce bir yerde görmeseler de okuyabilirler. Bazıları logolara aşırı ilgi duyar. Hiperleksi özelliği olan çocuklar genelde ilk kelimelerini 12. ayda söylerler ve bu kelimeler genellikle tren, kamyon, araba vb. gibi ilgi duydukları ve sayılarla çok ilgilendikleri hatta bunlar karşısında büyülenmiş gibi davranırlar. Sayıları ve alfabenin harflerini sayabilirler, kolayca şarkıları ezberleyebilirler. Dilde 18. aya doğru bir gerileme olmakta ve bu 24. aya kadar sürebilmektedir. Dil gelişimi normal yaşıtlarına göre daha geç gerçekleşir” diye konuştu.“Bu çocuklar görsel mekanik oyuncakları severler. Özellikle tren araba gibi oyuncaklara ilgi fazladır” diyen Güzel “Televizyonda özellikle Çarkıfelek gibi programlara kilitlenirler. Bu programlar gibi içinde çok fazla sayıda harf, sayı ve kelime görselleri okumalarını eşyaların aynı yerlerde kalması konusunda ısrarcı davranırlar. Yine bir yere giderken hep aynı yolu kullanmak isterler başka bir yoldan gitme konusunda patlamalarında sözel olarak sakinleşmezler, bir şekilde dikkatleri ilgi duyduğu başka bir tarafa çekilmeye çalışılmalı ya da müzik kullanılmalıdır. Genellikle arkadaşlık ilişkileri kurmada zorluk oynayan yaşıtlarının yanına gitse bile nadiren bir konuşma veya ilişki başlatabilirler. Dinlemede seçicilik bir şeyi dinlemiyorken diğer odada ilgilerini çekebilecek hafif bir sesi işitebilirler. Dinlemedeki bu seçicilik önemlidir. Zeki ve sevimli bir görünümleri oynarken mekanik olanları yada puzzle’ı tercih edeceklerdir. Bu çocukların ince motor becerilerinde herhangi bir sorun bulunmamaktadır. Okuduğunu anlama sözel dil ile yaşlarda yazılı soruları ve bilgileri daha iyi anlarlar. Erken okuma, yüksek işlevli otistik bozuklukta da görülebilmektedir. Pek çok hiperleksi özelliği olan çocuk 4,5-5 yaşlarında dil gelişimlerinde ilerleme gösterirlerken sosyal iletişimdeki bozukluk bazen kalıcı haldedir” şeklinde çocukların erken yaşlarda, otizme benzer pek çok tipik davranış gösterebildiğini de vurgulayan Güzel “Bunlar tekrarlanan, ritüalistik davranışlar, duyusal hassasiyet gürültü, dokunma ve koku gibi artmış duyarlılık, öfke patlamaları, yaygın anksiyete ve anormal davranış anormallikleri 4,5-5 yaşında dilin gelişimi ile azalır. Bu çocuklar sevecen, sıcak çocuklardır ve yetişkinler ile daha iyi bir iletişim yaşından itibaren eğitici oyunlara katılabilirler. Her ne kadar normal bir okula gidebilseler de eğitimlerinde küçük değişikliklerle anne-babalar uzman bir psikolog tarafından yönlendirilirse özel eğitimle çok iyi netice alabilirler” tavsiyesinde bulundu. İHA
erken yaşta okuma yazma öğrenme zararları